Free Essay

Israil Suriye Ilişkileri

In:

Submitted By nezo
Words 2182
Pages 9
ELİF PİŞKİN 2824010068

İSRAİL – SURİYE İLİŞKİLERİ

Suriye’nin bölgedeki geleneksel düşmanı, topraklarının bir kısmını işgal eden ve askeri güç olarak üstün olan İsrail’in varlığı Suriye’yi her zaman kaygılandırmıştır. Suriye’nin dış politika oluşumunda İsrail, merkezci bir rol oynamaktadır. Hatta Suriye’nin bölgedeki aktörlerle ilişkisi, kurduğu stratejik ortaklıkların hemen hepsi İsrail’den kaynaklanan güvenlik tehdidine bağlıdır. Bu çerçevede Suriye; İran, Hamas, Hizbullah, İslami Cihad gibi İsrail karşıtı unsurlarla yakın ilişkide bulunmuştur. Suriye ile İsrail arasında ilişkilerin kötü olmasının altında iki temel sorun yatmaktadır. Bunlar : Golan Tepeleri ve Lübnan Sorunu’dur.

İsrail ile ilişkiler ve Filistin Sorunu, 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’ndan sonra Suriye bakımından ulusal bir soruna dönüşmüştür. Filistin Sorunu’nu ve İsrail ile çatışmayı halk nezdinde meşruiyet kazanma aracı olarak kullanan Suriye, Filistin’i Suriye’den koparılmış bir toprak parçası olarak değerlendirmiştir. Golan Tepelerini de İsrail’e kaptıran Suriye, İsrail ile mücadelesini ülkesel bütünlük adına yapmak durumunda kalmıştır. Suriye, İsrail ile ilişkilerini normalleştiren bütün bölgesel ve küresel aktörleri ötekileştirmiştir. Örneğin, 1977 yılında Sedat’ın Kudüs’e yaptığı ziyareti kınamış, Camp David Düzeni’ni kabul etmeyerek Mısır’a karşı Irak’la birlik görüşmeleri yapmaya başlamıştır.

1967 Altı Gün Savaşı’nda İsrail tarafından işgal edilen ve 1981 yılında ilhak edilen, stratejik öneme sahip Golan Tepeleri’nin geri alınması Suriye için Milli Ant haline gelmiştir. Golan Tepeleri her iki ülke için hem stratejik hem ekonomik hem de su kaynakları açısından büyük önem taşımaktadır. Beşar Esad iktidara geçer geçmez 2000 yılında İsrail’le Golan Tepeleri konusunda barış görüşmelerinde bulunmuştur. Ancak iki taraf anlaşamamış ve görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Beşar Esad 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgaline kadar Golan Tepelerinin geri alınmasında babasının politikasını izlemiştir. Hafız Esad ve oğlu Esad da Irak işgaline kadar, İsrail’in Golan Tepelerinden ve Lübnan’dan çekilmesi ön koşuluyla İsrail ile barış konusunda masaya oturmayacağını belirtmiştir. Fakat Irak işgali ve ardından Refik Hariri’nin suikastı ile Şam’ı uluslararası alanda izole olması Beşar Esad’ın İsrail’le barış görüşmelerine koşulsuz olarak katılabileceğini belirtmesine yol açmıştır.

Lübnan sorununa gelince; Lübnan Suriye için tarihi, ekonomik ve diğer faktörlerle birlikte İsrail’e karşı yürüttüğü mücadelede büyük önem taşımaktadır. Suriye Lübnan’ı kendi güvenliği için bir ileri karakol olarak düşünmekte ve bu ülkedeki etkinliğini korumak istemektedir. Suriye , İsrail ile olan savaşını Lübnan toprakları üzerinden gerçekleştirmekte ve saldırıların kendi ülkesine uzamasını engellemeye çalışmaktadır. 1982 yılında İsrail Güney Lübnan’ı işgal ettikten sonra bölgede İran’ın desteğiyle kurulan Hizbullah, İsrail’e ciddi zararlar vermiştir. Beşar Esad da tıpkı babası gibi ABD ve İsrail’e karşı caydırıcılığını arttırmak ve bölgedeki konumunu korumak için Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad’a aktif patronluk yapmaktadır. 2005 yılında Suriye’ye karşıtlığı ile bilinen Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’nin Beyrut’ta öldürülmesinden Suriye sorumlu tutulmuştur. Bu olaydan sonra, Suriye üzerindeki baskıların artması Suriye’nin Lübnan’dan askeri varlığını geri çekmesine yol açmıştır. Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi güvenliği açısından stratejik bir zafiyete yol açmasına rağmen Suriye, Lübnan’daki direnişçi örgütlere verdiği destek üzerinden etkinliğini korumaya çalışmaktadır.

1923 uluslararası sınırı İngiltere ve Fransa tarafından çizilmiş, o dönem Fransız mandasıaltında olan Suriye bu konuda söz sahibi olmamıştır. Daha sonra 1948 savaşı sonrası Suriye ve İsrail arasında 20 Temmuz 1949 tarihinde imzalanan Ateşkes Anlaşması ile 1949 sınırı diyebileceğimiz yeni bir sınır oluşturulmuştur. Bu sınırın bir kısmı 1923 sınırını takip ederken, bir kısmı iki ülke arasındaki ateşkes anlaşması ile oluşturulan silahtan arındırılmış bölgeler dolayısı ile üç yerde her iki taraf için de eski sınırdan içeriye doğru kaymıştır. Lakin iki taraf 1967 savaşına kadar düşük ölçekli çatışmalar ile bu bölgeleri fiilen kendi arasında paylaşmıştır. Sonuç olarak 4 Haziran 1967 sınırı dediğimiz ve Suriye’nin ısrarla geri dönmeyi istediği sınır ortaya çıkmıştır. Görüldüğü üzere 4 Haziran sınırı tümüyle tarafların kendi çabaları sonucu çizilmiş bir sınırdır.

1967 savaşı tüm bu tabloyu değiştirmiş ve İsrail’in Golan Tepelerini işgal etmesi ile beraber bu toprağın geri alınması Suriye için en elzem konu olmuştur. 14 Aralık 1981 tarihinde Knesset’in onaylaması ile İsrail, Golan Tepelerini ilhak etmiştir. İsrail’in Batı Şeria ve Gazze dışında sadece Golan Tepelerini topraklarına ilhak etmesi Suriye’nin İsrail ile ilgili şüphelerini artıran bir nedendir. Toprak/sınır meselesi diğer bir mesele olan su meselesi ile iç içedir. Çünkü İsrail’in 1967 Savaşında Golan’ı işgal etmesi ile su meselesi bir anlamda boyut değiştirmiştir. Golan’ın işgali ile su meselesine konu olan Ürdün nehri ve Tiberya Gölü’nde İsrail hakimiyeti Suriye karşısında oldukça artmıştır. İsrail’in Ürdün nehrindeki akış aşağı konumu akış yukarı konumuna dönüşmüştür. Görüşmelere konu olan mesele İsrail’in geri çekildiğinde ne olacağı ile ilgilidir. Suriye’nin 4 Haziran sınırı konusundaki ısrarı Tiberya gölü ve Ürdün nehri ile ilgili haklarını tümüyle geri almakla ilgilidir. Su meselesi İsrail için de çok önemli bir meseledir; hele ki Ürdün nehrinin İsrail’in tek, yer üstü su kaynağı olduğu göz önünde bulundurulursa konunun ehemmiyeti daha iyi anlaşılacaktır.

Toprak/sınır meselesi ile iç içe ve ikili görüşmelerde de mevzu olan diğer bir konu güvenlik ve ilişkilerin normalleştirilmesi meseleleridir. Güvenlikle ilgili olarak İsrail’in Golan’dan çekilmesi durumunda alınacak güvenlik önlemleri tartışılmıştır. Bölgenin silahtan arındırılması ve askeri hareketliliği gözleyecek bir üssün Golan’da kurulması tartışma konusu olmuştur. İsrail, Suriye’nin eşit genişlikte olacak silahtan arındırılmış bölge talebini reddetmiş ve tarafların toprak büyüklükleriyle orantılı silahtan arındırılmış bölgeler önermiştir. Diğer yandan Golan’da oluşturulacak bir gözlem üssü, egemenlik haklarına halel getirebilir endişesi ile Suriye tarafından ihtiyatla karşılanmıştır. İsrail, genelde Arap dünyasında cereyan eden gelişmeleri özelde ise Suriye’deki hadiseleri kendi varlığına tehdit olarak algılamaktadır. Uluslararası kamuoyunda Arap baharı süreci iyiye doğru değişim ve dönüşümün adımları olarak algılansa da, İsrail halk ayaklanmalarını kendi güvenliği açısından bir problem olarak değerlendirmektedir. Tel Aviv açısından sorulması gereken en önemli soru, İsrail’in Arap dünyasındaki değişimlere nasıl intibak sağlayacağı olmalıdır. Kuruluşundan beri İsrail’e avantajlı bir konum sağlayan bölgedeki statükonun değişmesi İsrailli politikacıları endişelendirmektedir. Arap ülkelerinde halkların taleplerini dinleyen iktidarların ortaya çıkması ile birlikte Tel Aviv bu avantajlı konumunu koruyabilecek midir? Bu konu Arap baharı kapsamında İsrailli karar mercilerini meşgul eden en önemli meseledir.

Uluslararası boyuttan bakıldığında Suriye’de rejimin hala direnmekte olmasını, Esed rejimininim devamında çıkarı olan aktörlerin desteğinde bulmak mümkündür. İran ve Rusya Esed’e destek veren ülkelerdendir. İran’ın -ve Hizbullah’ın- ayaklanmaları bastırmak için Suriye’ye destek güçleri ve silah gönderdiği bilinmektedir. Rusya ise askıya aldığını açıklamasına rağmen silah yardımına devam etmektedir. Şunu belirtmekte fayda var ki, Rusya’nın desteği doğrudan Beşar Esed’e değil bölgedeki çıkarlarını ve Suriye’deki yatırımlarını koruyabilecek olan rejimedir. ABD’deki seçim dönemi, AB’deki ekonomik kriz, Libya’daki askeri harekâttan kaynaklanan yorgunluk, Rusya ile birlikte Çin’in Suriye’ye dış müdahaleye muhalefeti muhtemel bir müdahaleyi engellemektedir. Batı’da Esed rejiminin devrilmesiyle Suriye’de iktidara radikal unsurların hâkim olacağı yönünde yapılan propagandanın da müdahale karşıtı böyle bir havanın oluşmasına hizmet ettiği ifade edilebilir. İsrail’de ise Suriye’deki krizin hem Esed’in kalması hem de düşmesi ile sonuçlanmasında fayda görenler vardır. Esed’in kalması, Esed sonrasındaki belirsizlikleri bertaraf etmesi ve var olan istikrarın devamına katkıda bulunması açısından değerlendirilmektedir. Suriye ile İsrail’in ilişkileri olmamakla birlikte iki ülke arasında aktif bir çatışma halinin de bulunmaması Tel Aviv açısından rahatlatıcı bir durumdur. Nitekim Esed’in iktidarda bulunduğu yıllarda Türkiye’nin arabuluculuğunda iki ülke arasında görüşmelerin başlaması ve tarafların barış için masaya oturması ihtimali dahi yeşermişti. Esed’in devrilmesi ise İsrail nezdinde yeni dönemde bazı senaryoları gündeme getirmektedir. Esed sonrası dönemde iktidara seçimle gelecek meşru bir yönetimin İslami eğilimli olması ve 1967’den beri İsrail’in elinde tuttuğu Golan Tepeleri’ni geri alma yönünde irade göstermesi bu senaryolardan biridir. Böyle bir gündemi takip edecek bir iktidar döneminde Suriye’nin İsrail’le çatışmaya girmesi yüksek olasılık olarak değerlendirildiğinden var olan durumun korunması yönünde fikirler öne sürülmektedir.

Öte yandan daha fazla destek bulan bir görüş, Suriye’deki gidişatın Esed’in iktidardan ayrılmasıyla neticelenmesinin İsrail açısından daha iyi olacağı yönündedir. İsrailli karar mercileri arasında rejimin düşmesinin İran’a büyük bir darbe vuracağı hususunda geniş bir mutabakat oluşmuştur. Bu yaklaşımda Esed’in devrilmesinin bölgedeki İsrail karşıtı eksenin (İran, Suriye ve Hizbullah) çözülmesini tetikleyeceği üzerinde durulmaktadır. Esed’in düşmesi Hizbullah’a zarar verecek, İran’ın Şii yayılmacılığı politikasıyla bölgede tesis etmeye çabaladığı nüfuz kuşağı bundan olumsuz etkilenecektir. Nitekim Hizbullah’ın askeri gücü olası bir İsrail saldırısı karşısında İran’ın tasarrufundaki caydırıcı araçlardan biridir.

Suriye’ye halk ayaklanması başladıktan sonra ilk doğrudan dış müdahale İsrail’den gelmiştir. Mart 2013’te Suriye topraklarına bir hava saldırısı düzenleyen İsrail, bunu kendi güvenliğini sağlayabilme dürtüsüyle açıklamaya çalışmıştır. İsrail’e göre, Suriye içerisinde ilerleyen ve İran’dan alınan silahları Lübnan’daki Hizbullah’a taşıyan askeri bir konvoy hedef alındı. Suriye lideri Esad ise vurulan bölgenin askeri bir araştırma tesisi olduğunu belirterek, İsrail saldırganlığını kınamıştır. İsrail’de geçtiğimiz aylarda düzenlenen seçimlerde aşırı sağcı Likud-Yisrael Beitenu Koalisyonu oy kaybına uğramasına rağmen seçimlerden galip ayrılmıştır. Ancak bu koalisyonun oy kaybına uğraması İsrail siyasetine ve toplumuna yön veren güvenlikçi anlayışın güç kaybettiği şeklinde algılanmamalıdır. Nitekim Netanyahu-Lieberman ikilisinden kopan oylar, tıpkı onlar gibi güvenlikçi bir çizgide politika yürütmekte olan Naftali Bennett’in Yahudi Evi Partisi’ne gitti ve Yair Lapid’in liderliğindeki Yeş Atid (Gelecek Var) Partisi’nin İsrail siyasetinde merkezi yeniden yapılandırmaya yönelik yükselişi önemli görünse de, aşırı sağcı ve muhafazakâr ideolojinin çeşitli aktörler çerçevesinde gücünü koruyor oluşu, bu ülkenin saldırgan realizme dayalı askeri tedbirleri en önemli dış politika aracı olarak kullanmasını beraberinde getirmektedir.

İsrail, Suriye Yönetimi’nin İran ve Hizbullah ile birlikte Lübnan’ı karıştırmasından ve bu ülkede kanlı bir iç savaşın tetiklenmesinden endişe etmektedir. Zira Lübnan’da böyle bir gelişmenin yaşanması halinde İsrail güneyden Hamas, kuzeyden de Hizbullah saldırıları ile çevrelenecektir. Ekonomik kriz ve toplumsal farklılıkların yarattığı sosyal huzursuzlukların yanı sıra Filistin meselesinin çözülebilmesi yönünde giderek artan bir baskı ile karşı karşıya olan İsrail, Lübnan merkezli ve süreklilik taşıyacak bir güvenlik meselesi ile karşı karşıya kalmak istememektedir. Nitekim İsrail’in Lübnan’da üslenen Hizbullah’a karşı son saldırısı 2006 yazında olmuş, ancak, bu operasyon İsrail için genelkurmay başkanının dahi istifa etmesine neden olan bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır.

İsrail için birinci dış politika önceliği İran’dır. ABD Yönetimi ile İsrail arasında İran’a askeri müdahale seçeneğinin kullanılmasına ilişkin ciddi bir anlaşmazlığın olduğun bilinmektedir. İsrail, İran’a derhal müdahale edilmesinden yanadır. İran ise Suriye’ye destek vererek hem Esad Yönetimi’nin devrilmesini engellemeye çalışmakta, hem de Hizbullah kozunu kullanarak Lübnan’ı karıştırma tehdidini savurmaktadır. İsrail, Lübnan’da Hizbullah’ın içerisinde bulunmayacağı ve ağırlığını Marunî-Sünni ittifakının oluşturacağı bir hükümetin kurulmasını arzulamaktadır. Bu nedenle, Hizbullah’ın da içerisinde yer aldığı mevcut Lübnan hükümetine sıcak bakmamaktadır. İsrail, ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle Suriye krizinin Lübnan’a yayılmasını engellemeye çalışmakta, İran ile olan bölgesel mücadelesini Suriye ile sınırlandırmayı hedeflemektedir.

Aslında İsrail ile İran’ın Suriye politikalarının bir noktada uyumlaşıyor olduğu söylenebilir. Zira İsrail, Suriye’de mevcut yönetime karşı isyan bayrağını açmış olan muhalefetin içerisinde El Kaide’ye yakınlığıyla bilinen aktörler olduğunu görmektedir. Bu grupların iktidara gelmesi, İsrail için ciddi bir tehdit olacaktır. İran da Suriye’de Esad yönetiminin devamlılığını savunarak, İsrail’in çekindiği radikal örgütlerin karşısında yer almaktadır. İsrail, her ne kadar Esad Yönetimi’nden memnun olmasa da, aşırı dinci ve İsrail’in haritadan silinmesini öncelikli hedef olarak gören muhalif unsurlardansa, çok daha öngörülebilir ve temkinli bir siyasal yapı arz eden Esad Yönetimi’ni tercih edecektir. İsrail, Beşar Esad olmasa da onun yönetimin anlayışına benzeyen ya da İsrail karşıtları ile radikal unsurları bertaraf edecek bir diktatoryal ya da mezhepler üstü yönetime de sıcak bakacaktır. İsrail’in Suriye özelinde ortaya koyduğu bu tavır, Lübnan özelinde karşı karşıya gelmekten çekindiği İran’ın tutumuna benzer bir karakter taşıdığı gibi Rusya’nın Suriye özelinde görmeyi arzuladığı yönetim anlayışı ile de uyumlaşmaktadır.

İsrail’in Suriye’ye yaptığı hava saldırısı, Suriye’deki muhaliflere destek vermeyi değil, İran’dan Lübnan’daki Hizbullah’a yapılan silah ve mühimmat sevkiyatını önlemeyi hedeflemektedir. İsrail, İran ile yaptığı mücadelenin Lübnan üzerinden ifadesini bulmasını istememektedir. Aslında İsrail’in Suriye bağlamında ortaya koyduğu tutumun ABD Yönetimi’nin Suriye muhalefeti çerçevesinde betimlediği çekincelerle de uyum göstermektedir. Nitekim ABD de Esad sonrası Suriye’de kontrolün El Kaide yanlıları ile Selefilik temelinde hareket eden aşırılıkçı örgütlerin eline geçmesinden endişe etmektedir. Ne var ki, ABD ile İsrail’in İran politikaları birbirinden farklıdır. İsrail’in aksine, ABD Yönetimi, İran’a karşı bir operasyona düzenlemeyi istememektedir. Bu nedenle İsrail’in İran ile Suriye özelinde örtülü bir savaş yürütmesi ve bu savaşı silah kullanımı ile tırmandırması ABD’yi çok da rahatsız etmemektedir. Nitekim İsrail, bu örtülü savaş aracılığıyla İran’a değil ama İran’ın bölgesel çıkarlarına karşı bir mücadeleye girişmekte ve bu durum ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarına da zarar vermemektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni dönemdeki Ortadoğu politikası ve stratejileri yerini “askeri müdahaleye geçiş” masada olarak açıklama yapan ABD Başkanı Barack Obama İsrailin atağa geçmesine sebebiyet vermiştir.
Ortadoğu coğrafyasında 24 aydır kanlı olarak devam etmekte olan Suriye iç savaşı, ikinci yılına; İsrail ve NATO askeri harekâtı ile büyük savaşın başlaması artık an meselesi olmuştur. İçerden muhaliflerin kullanıldığı ve desteklendiği iç savaşta, rejim zayıflatılarak hata yapmasına ve hava harekâtını devreye sokarak orantısız güç kullanılmasına imkân verilmiştir. Şimdiye kadar kamuoyu desteğine “Rusya ve Çine” rağmen sağlanarak NATO devreye bırakılarak, Türkiye sınırları; Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve Hollanda’dan gelen patroit savunma füzeleri ile yerleştirmiş oldu.
NATO kapsamında gelen füzeler yerleştirme işlemleri tamamlanınca, İsrail istihbarat birimlerince belirlenen Suriye’deki Şam yakınlarında bulunan askeri araştırma merkezini hava harekâtı ile savaşın başlamasını sağlamış oldu. İsrailin bu harekâtı, Amerika Birleşik Devletlerinin şahinlerinin haberi ve izni ile yapıldığı bilinmektedir. Bu harekâtla savaşın nasıl gelişeceğine dair yeni senaryo ve stratejiler hızlı bir şekilde savaş uzmanları tarafından hazırlanıyor.
Suriye krizinin nasıl sona ereceği, Esed giderse ülkenin nasıl bir sürece gireceği hususları hala belirsizliğini korumaktadır. Ancak İsrail, politikalarını Esed rejiminin düşeceği ihtimalinden hareketle belirlemek durumundadır. İsrail, Esed rejimine ve Hizbullah’ a olan desteği zayıflatmak için harekete geçebilir, kimyasal ve stratejik silahların radikal grupların eline geçmesini önlemek için önlemler alabilir, Suriye halkına insani yardımda bulunmak için merkezler açabilir. Bunlar göz önüne alındığında İsrail’in Türkiye ile olan stratejik işbirliğini yeniden gözden geçirmesinin yararına olacağını ifade etmek mümkündür. İsrail, Türkiye’ nin Suriye muhalefeti ile ilişkilerini ve muhalefet üzerinde etkisinin olduğunu göz ardı etmemelidir.

KAYNAKLAR

Akademik Özgürlük Dergisi, İsrail’in Suriye’ye Müdahalesi, İbrahim Taşkıran
Değişen Bölgesel Çevrenin İsrail’e Yansımaları I: Suriye Krizi, Tuğçe Ersoy Öztürk
Golan Tepeleri Ve Hidro-Strateji, Usiad Genel Başkan Danışmanı Dursun Yıldız
Uluslararası Politika Akademisi , İsrail’in Suriye Saldırısı Ne Anlama Geliyor?, Dr. Göktürk Tüysüzoğlu www. orsam.org , İsrail'in Suriye'de Değişime Bakışı, Selen Tonkuş

Similar Documents

Free Essay

Phd Student

...Türkiye doğal gaz piyasası Beklentiler, gelişmeler 2012 Mart 2012 Yazar hakkında Erdinç Özen Serbest Danışman, ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü mezunudur. BOTAŞ’ta 1988 – 2011 yılları arasında çalıştı. 2002 ile 2009 yılları arasında Doğal Gaz İşletmeleri Bölge Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde, BOTAŞ’ın İletim Şebekesine Üçüncü Taraf Erişimine dair çalışmaları yönetti. Yine bu dönemde doğal gaz sektörü müktesebat uyumuna dair bazı AB projelerinde Kıdemli Proje Yöneticisi olarak yer almıştır. Doğal Gaz sektörüne dair mevzuat, anlaşmalar ve işletmeciliğe ilişkin deneyim sahibidir. İçindekiler Giriş 1. Türkiye’deki düzenleyici çerçeve, pazar durumu ve doğal gaz piyasasında yaşanan gelişmeler 1.1 Düzenleyici çerçeve 1.1.1 Ayrışma 1.1.2 Altyapıya erişim 1.1.3 İthalat/Alım serbestisi 1.1.4 Toptan satış 1.1.5 Tarifeler 1.2 Pazar 1.2.1 Talep 1.2.2 Arz 1.2.3 Arz / Talep projeksiyonu 1.3 Piyasa faaliyetlerinde yaşanan gelişmeler 1.3.1 İthalat 1.3.2 İhracat 1.3.3 İletim 1.3.4 Depolama 1.3.5 Toptan satış 1.3.6 Dağıtım 8 10 10 11 12 13 13 14 15 15 16 18 19 19 23 24 32 37 43 2. Avrupa Birliği'nde doğal gaz piyasasına ilişkin düzenleyici çerçevede yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin uluslararası projeleri 2.1 Düzenleyici çerçeve 2.1.1 Üçüncü gaz direktifi, 2009/73/EC 2.1.2 Yönetmelik 715/2009/EC 2.1.3 Yönetmelik 713/2009 2.2 Komşu coğrafyalar ile gaz ticaretine dair ilişkiler 2.3 Türkiye geçişli transit projeler, türkiye’nin enerji terminali olma...

Words: 29726 - Pages: 119